Daha ne kadar bölüneceğiz?
YADİGAR GÜNEŞ

YADİGAR GÜNEŞ

Daha ne kadar bölüneceğiz?

09 Ağustos 2019 - 22:06

Bayramlar…

Birlik, dirlik günleri…

Müslümanları buluşturan, barıştıran, bir araya getiren güzel ve özel günler…

Siyasetle kutuplaşmaya başlamışken, biraz da olsa nefes alabilmek için böylesi günlere ihtiyacımız var.

Siyasetteki gerilim, son yıllarda ne yazık ki halk arasında ciddi boyutlara ulaşan kutuplaşmalara neden oldu.

Geçmişte etnik, dini ve siyasi alanda yaşanan gruplaşmalar, toplumda, 12 Eylül 2010 yılında yapılan ve “12 Eylül darbesi ile hesaplaşma” olarak lanse edilen referandumda halkı “evet” ve “hayır”a sürükleyerek gösterdi ilk kendini.

Gezi olaylarında kronikleşmeye başlayan halk arasındaki bu ayrışma, 31 Mart seçimleri öncesinde siyasilerin hakaretamiz salvolarıyla, partilerin kendi aralarında gruplaşıp sempatizanların arkasından sürüklenmesiyle ne yazık ki hat safhaya çıktı.

Seçim öncesi çıkan söz düelloları hakaretlere, tartışmalara, dahası ölümle sonuçlanan kavgalara dönüştü, canımızı yaktı.

Yetmedi…

Seçim sonrasında ötekileştiren, ayrıştıran bu polemikler susmadı, kan akmaya devam etti.

Konya bu sonu gelmez çekişmeye, 31 Mart yerel seçimlerinde halkın onayıyla başkan seçilen bir ilçe belediye başkanını kurban verdi, yavruları yetim kaldı.

Yetmedi…

Daha geçtiğimiz hafta yine bir ilçe belediyesinin başkan yardımcısı makamında bacağından vurularak kutuplaşmanın ateşli yüzüyle bizi bir kez daha karşı karşıya getirdi.

Bağımsız seçilen belediye başkanları, yatırıma dönüştürmek istedikleri vaat ve projelerini, çeşitli engellerle hayata geçirememekten muzdarip.

Sosyal medyada gündeme dair her konu, doğruluğu araştırılarak, akılcı ve yapıcı analizlerle değil, siyasi kimliğin at gözlüğüyle bakış açısı sağladığı yorumlarla, bazen iftiralarla vatandaşı burada da karşı karşıya getiriyor.

Peki sadece rant uğruna, hırs uğruna, siyasi ikbal uğruna, kendi fikrini başkasına dayatmaya, bunun uğruna can almaya değer mi?

Çocukluğumdan hatırlıyorum;

80 ihtilalinde sağ sol davası diye ülkemin sağ ve sol görüşlü gençlerinin birbirini öldürdüğü günlerde, dayım kendince, dekoratif süslemelerle lambalarımızı karartır, böylece akşamları elektrikleri kapatmadan oturabilir, erken saatte yatmamıza gerek kalmazdı.

Sokağa çıkma yasağının olduğu günlerde apartmanımızda oturan Türk Silahlı Kuvvetler mensubu Turgut amcayı güvenlik gerekçesiyle As. İz. kısaltmasından dolayı “Aziz” diye adlandırdığımız askerler mesai ya da nöbet bitiminde evine bırakırdı.

Karşımızdaki apartmanda oturan Öğretim Görevlisi İsmail amcanın, siyasi görüşünden dolayı karşıt fikirdeki kişiler tarafından evinin kapısı kırılmış, yetmemiş bir de evi bombalanmıştı.

Dayım İngiliz Dili ve Edebiyatı’nı okuduğu üniversitede her iki gruba da dahil olmadığı için hem solculardan hem ülkücülerden aldığı tehdit ve baskılarla okulu bırakmak zorunda kalmıştı.

80 ihtilalinin vahşeti, o dönemde ailemiz tarafından çocuk hayatımızdan uzak tutulmuştu. Bu yüzden sokaklarda yaşanan silahlı çatışmalara, okul bahçelerinden sokaklara taşan kavgalara tanık olmamıştık ama sonrasında ihtilalde hapse atılanlardan yaşadıkları işkenceleri, hala titreyen seslerinden canlı canlı dinleme imkanı bulduk.

Adını ülkenin geleceği, emperyalizm, beka, rant, vs… ne koyarsanız koyun, bütün bu ayrışma, bölünme onlarca, yüzlerce canın kıyılmasına, anaları ağlatmaya değer mi?

Geçmişten ders almadan, özellikle siyasetle her geçen gün biraz daha semiren bu kutuplaşma illeti, bugün komşuyu ötekileştirdi, esnaf kendi görüşünü benimsemeyenlerle ticaret yapmak istemiyor, hatta karşı görüşteki ailenin çocuğuyla bile çocuğunun oynamasını istemiyor.

Yabancı yatırımcıların Kaz Dağları’nda yapacağı yatırımın ülkemize getiri ve götürüsü, bölgenin gelecekte yaşayacağı iklimsel ya da coğrafi tehlike bile siyasi çatışmaya kurban veriliyor.

Salda Gölü’nde yapılacak TOKİ yatırımı ile ilgili bilim adamları bu doğal güzelliğin katledilmemesi yönünde feryat ederken, bir oda çıkıp bunun spekülasyon olduğunu açıklıyor.

Ülkemiz üzerinde yeterince oyunlar oynanırken, hala bu kutuplaşmanın, lüzumsuz tarafgirliğin sebebini çözemiyorum.

Hepimiz aynı gemideyiz. Bir kazanç varsa bu ülkenin, kayıpsa hepimizin.

Siyasi görüşünüz, dininiz, mezhebiniz, hayat görüşünüz her ne olursa olsun hepimiz Türk’üz.

O yüzden bilim adamlarınca ülkemizi gelecekte doğa felaketlerine sürükleyeceği öngörülen her türlü faaliyet, çalışma ya da yatırımı siyasi çizginiz doğrultusunda değil Türk milliyetçiliği çerçevesinde birlik ve beraberlik içinde destekleyin ya da karşı durun.

Bayramların birliktelik gücünden dolayı ben ümitvarım…

Birliğimizi yeniden inşa etmesi temennisiyle iyi bayramlar…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

sanalbasin.com üyesidir