Reklam
  • Reklam
Randevu alma sanatı
Reklam
YADİGAR GÜNEŞ KÖKÇINAR

YADİGAR GÜNEŞ KÖKÇINAR

Randevu alma sanatı

27 Ağustos 2018 - 12:33
Reklam

Randevu almak bir sanatmış!

Yaklaşık 2 ay önce bulunduğum randevu alma girişimi elimde patlayınca röportaj yapmak için randevu almanın bir sanat olduğunu anladım.

28 yıllık meslek hayatımda birçok zorlukla karşılaştım. Güzel yanlarının yanı sıra yaşadığım güçlüklerini sineye çektim her seferinde. Hep aynı heyecanla yaydım kamu yararına topladığım bilgiyi.

Mesleğin cilvesi bu.

Kimi zaman bir cinayetin sır perdesini araladık, kimi zaman siyasi polemiklerin ateşten salvoları arasında kaldık. Kiminde toplumsal çıkışları meydanlarda görüntüledik, kiminde liderlerin peşinden giden toplumun sesine kulak verdik.

Bazen şehit cenazesinde akan gözyaşının ortağı olduk, bazen sokaklara taşan galibiyet konvoylarına katıldık, bazen de öğretmenin, hemşirenin basın açıklamalarından sızan geçim sıkıntısına tanıklık ettik. Büyük projelerin, devasa yatırımların müjdesini ilk duyan olma şansını yakalarken, bütün bu emeğin karşılığını ödüllerle taçlandırdık.

Cezaevini gördük, haberin niteliğine göre esmer vatandaşların dostluğunu da yaşadık, düşmanlığını da. Yaptığımız haber birinin çıkarına dokununca tehditler aldık, adliyede tartaklandık, selde mahsur kaldık, çamura saplandık, devlet erkanının en üst makamında laci takımlarla hanım hanımcık yaptık gazeteciliğimizi.

Gazetecilik adına daha nice mücadeleler verdik de hiç birinde randevu almak kadar zorlanmadık.

Mesleğe ara vermenin zorlukları burada da çıktı karşıma. Dijital ve sosyal medya ağırlıklı yeni dönem gazetecilikte etik de dejenere olunca randevu almanın yolları değişmiş, dönüşmüş.

Eskiden olduğu gibi ilgili kişiyi arayıp, yapacağınız işi özetledikten sonra haber ya da röportaj için uygun bir zamanda görüşme talebinizi iletmeniz yetmiyormuş artık.

Bir kurum yetkilisinden, bir belediye başkanından ya da onun özel kaleminden, basın müdüründen veya bir oda başkandan randevu almak için biraz eğilip bükülen bir yapınızın olması, “Aman Başkanım”, “Canım Başkanım” gibi ego okşayıcı, sihirli kelimeler kullanmak gerekiyormuş.

Benim kendimce literatüre kazandırdığım bu sanatın inceliklerini yapamadığımdan mı, yoksa randevu talep ettiğim kurumdan mı bilinmez, yaklaşık 2,5 ay önce Meram Belediye Başkanı ile röportaj yapmak için istediğim randevuya hala olumlu ya da olumsuz bir dönüş olmadı.

Pozitif ayrımcılık yaparak bayan bir yönetici olan Başkan Fatma Toru ile yapmak istediğim röportaj, seçim öncesine rastladığından ilk önce Başkan’ın milletvekili adayları ile yoğun seçim programı gerekçe sunuldu.

Bekledik…

Seçim geçti.

Dönüş olmayınca talebimizi tekrar hatırlattık.

Programların yoğunluğu ifade edildi, “Döneceğiz” dendi.

Ekip olarak yaptığımız ziyarette bir kez daha tekrarladık talebimizi.

Daha sonra açılmayan ve cevaben geri dönülmeyen telefonlarımıza rağmen cevap gelmeyeceğini bilerek, bu röportajdan vazgeçsek de hala beklemedeyiz.

Şimdi merak ediyorum; ben yaklaşık iki aydır randevuma cevap beklerken bir başka gazeteci arkadaşım Sayın Toru ile yaptığı röportajı sosyal medyadan nasıl yayınladı acaba? Başkan Hanım gerçekten basına zaman ayıramayacak kadar yoğun mu, yoksa bu yoğunluk yaklaşıma göre özel kalemine mi takılıp kaldı?

Bakalım… Bekleyip göreceğiz.

Bu randevuya dönüş olmasa bile, kalemimizi her zamanki gibi dik tutacağız, dik duracağız.

Bazı ziraat odası başkanları verdiği randevuya gelmese bile yüzümüze taltiflerle konuşup, arkamızdan “Aman…” diyenlere prim vermeden, işini layıkıyla yapan haber kaynaklarımızın çalışma ve projelerini topluma yansıtmaya devam edeceğiz.

BAYRAMA DAİR BİRKAÇ SÖZ

Nerde o eski bayramlar demek için yaşım daha erken olsa da çocukluğumuzun bayramlarını özler olduk.

Kapitalizmin insanoğlunu ele geçirdiği günümüzde artık her şeyimiz varken, hiçbir şeyin değeri, önemi kalmadı.

Bayramlık elbise ve ayakkabılarımız yanı başımızda uyuduğumuz, sabah erkenden kalkıp büyüklerin ve akrabaların ellerini öpmeye gittiğimiz, mendil içinde bayram harçlığı, balon ve şeker aldığımız o bayramların yerini şimdi çocukların dönüp bakmadığı lüks çikolatalar, mesajla bayram kutlamaları, bayramı; tatil yapma fikri almış. Çocuklar eskiden olduğu gibi bayramlarda elbise alınsın diye beklemiyor artık. Kapı kapı dolaşıp şeker toplamıyor. Özümüzü yitirdik bayramları sahil kenarlarında geçirilen zamanlara teslim ederek.

Oysa dünyanın en güzel şeyi böyle özel anların aileyle birlikte geçirilmesi, kenetlenilmesi değil mi?

Öyleyse insanlar neden ısrarla birlik ve beraberliğimizi pekiştiren bu günleri tatil yapmak adına sahil kenarında bir başına geçirir. Hem de “birlikteliğe ihtiyacımız var” derken.

Uzatmayacağım.

Ama buradan “Nerde o eski bayramlar” diyenlere sitem etmeden de geçmeyeceğim.

Madem o kadar çok özlüyorsunuz “O eski bayramları” bayramları bayram gibi yaşayın.

Bayramınız kutlu ve bayram gibi olsun…

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

sanalbasin.com üyesidir