Türkün yoksa ölürsün
TAHİR SAKMAN

TAHİR SAKMAN

Türkün yoksa ölürsün

16 Eylül 2019 - 11:04
Reklam

Babam Mazhar Sakman’ın aramızdan ayrılışının üzerinden 25 yıl geçti… Osmanlı’nın feodal yapısını görmüş, cumhuriyet okullarında okumuş cumhuriyetin değerlerine bağlı aydın bir müzisyendi. Yerelliğini asla yitirmemiş hatta yerel olmanın kendin olmayı ifade ettiğinin bilincinde olarak türkülerini söylemişti.

“12 telli” ile arasındaki kopmaz bağı, onun hayattaki en önemli aşkıydı. Onu saz çalarken görenler, saz çalan bir adam değil; 12 telliyle sevişen bir adam görürlerdi. Sazıyla öylesine bütünleşirdi ki, sazının büyük teknesini kucağına aldığı zaman sadece başı görünürdü. Başındaki takke, yeleğindeki köstekli saat ve kadı biçimi kesilmiş pantolonuyla yaşadığı çağa tavır koyan bir insandı.

Harabatiydi, kimseyi umursamaz, rüzgâr gibi özgür ruhluydu…

Hafızasındaki eski Konya, onun mutlu olduğu saatlerle doluydu. Sadece Konya değildi; Başgedikli olduğu yıllarda, sürekli gezdiği yerlerin folkloruna yorumlarını katmıştı. Memleket aşkıyla türkülerini söylerken 12 telli tek tesellisiydi.

Samsun Ladik Akpınar Köy Enstitüsü’nde müzik öğretmeni olarak görev yaptığı ve bando kurduğu yılları anlatırken ışıl ışıl dolan gözleri, Ulu Önder’in vefatında yasta olmaları nedeniyle çalmadıklarını, yabancı bandoların çaldığını ve Konya Muallim Mektebi’nde leyli meccani okurken, Atatürk’ün derslerini onurlandırdığını anlatırken, hüzün renklerine bürünürdü.

Âşık Şem’i’nin Konya Methiyesi’ni okurken sanki gurbetin kahrını ta içinden her seferinde yeniden duyardı. Yaşı ilerlemesine rağmen 12 tellisini hiç susturmadı. Ne zaman yangınlara düşse ki, zaten tüm hayatı yangından ibaretti; tezene tutan parmakları, ezelden ebede bir aşkın hikâyesini efsunlu ezgilerle anlattı... 

Bir zaman gezginiydi; yüzyıllık türkülerde gezerken günümüze döner, saatlerin tik takları susmasın diye mütevazı dükkânında nafakasını temin ederdi.

O benim babamdı, ama babamdan da öteydi; o bir ulaşılmaz sanatçı, ailemizin; Babaannem Vesile Hanım ve onun Annesi “Rahime Apla” ile birlikte günümüze gürül gürül akan bir ırmağın kaynaklarıydılar. Kültür taşıyıcılarımız içindeki onurlu yerlerini aldılar.

Sevgili Babacığım, türkülerinin çoğu bugün söylenmiyor; okuduğun divanların, koşmaların ezgileri, şehrin semalarını süsleyen gizemli bir sesin yankılarında gizli kalmış bir aşk hikâyesinin tadında kaldı…

Ne mutlu bize ki, o sesleri biz hep yakından duyduk; canımızın ötesinde çiçek açan mutlulukların, hüzünlerin hep yanı başında olduk.

Sen türkünü söyledin Sevgili Babacığım, bizler söyleyemesek de…

 

SÖYLEDİKÇE ÖZGÜRSÜN

-Merhum Babam Mazhar Sakman’a-

sen türkünü söyle diyordu
bu toprak bu yeşile akan su
dinlemelerimiz var bizim
zamanın öncesinden
isterse kopsun kıyamet

söyle diyordu söyle
kör karıncanın gittiği yol
daldaki böcek esintisi
işte o zaman ölürüz
pranga olursa dilimizde korku

ah söyle diyordu
paslı düşüncelerdeki kilitler
geçmişe sürgün gelecekteki bebekler
susarsan ölürsün zaten
söyle erken ağlamasın ölümler

haydi diyordu haydi
susuz çaylar gibi bakma
çevir başını bulutlara
rüzgâr ol yağmur ol söyle
türkün yoksa ölürsün

bu şehir türkü söyletirdi
notaları yıldız gibi parlak
şiirleri mangal yürekli
şairleri dolunaya çıkar ağlardı
söyle dedi söyledikçe büyürsün
                ve
/söyledikçe özgürsün/

sustukça susturdular
söyleyemedin türkünü
şimdi başın duman gözlerin sızı
ağlamak için geç/ gülmeyi geç
söylemediğin türkü senin değildir

türküsüz şehirler bana kaldı
sokaklarda yüreğimi yakıp
akyokuş'tan çayır'a başımı dikip
hem de bağıra bağıra
yeniden türküler çağıracağım
türkün yoksa şehrin yoktur

"yürü yavrum yürü konyalım yürü"
/şimdi buradan geçmiyor türkülerin yolu/

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

sanalbasin.com üyesidir