Şiddet
TAHİR SAKMAN

TAHİR SAKMAN

Şiddet

28 Ağustos 2019 - 12:01
Reklam

Toplumumuzda şiddet haberleri olmadan bir günü yaşamak artık imkânsız bir hale gelmiş durumda. Hatta özellikle kadın cinayetleri ön plana çıkarken, toplumun gösterdiği karşı reaksiyona rağmen bu tip olayların bırakın azalmasını, tam aksine çoğalmaya başladığına şahit olmaktayız.

Gündelik hayatın içinde yaşananlara baktığımız zaman “Toplum cinnet mi geçiriyor?” sorusunu sormamıza neden oluyor. Trafikte yolunuzda seyrediyorsunuz; arkanızda bir korna ısrarla çalıyor. “Ne oluyor?” demeye kalmadan eli satırlı, palalı şehir magandaları kapınıza dayanıyor. Veyahut makas atıyorlar, drift atıyorlar korkuyorsunuz, bir şey diyemiyorsunuz; çünkü işin ucunda eli satırlı, baltalı, bıçaklı hatta silahlı magandaların kapınıza dayanmasından, tehditler savurmasından çekiniyorsunuz.

Eşinden boşanmış, ama nasıl bir mantık kuruyorsa, peşini bırakmıyor. Tehditler, tacizler ve sonunda birçok kadın, erkek şiddetine maruz kalıyor. Yitirilen canlar ve geride kalanların feryatları vicdanlarımızı yerle bir ederken isyan ediyoruz, ama sanki nafile…

Toplumun tüm katmanlarını saran bu şiddet sarmalından ülkemiz ne zaman çıkar bilemiyorum, ama görünen o ki, daha uzun yıllar ülkemiz bunun acılarını temizleyemeyecek.

Bir can, bir başka cana nasıl kıyar, nasıl bir ruh halidir bu anlayamıyorum. Sebebi her ne olursa olsun; cana kıyan zihniyetin bu toprakları ebediyen terk etme zamanının gelmiş olmasını diliyoruz.

“Bir insan niye silahlanır” onu da anlayabilmiş değilim. Neredeyse köşe bakkaldan bile kolayca satın alınabilecek hale gelen silahların da bu neticeyi doğurduğu kanaatini taşıyorum.

Bu hırs, bu kin neyin nesi? Aynı ülkede yaşayan, aynı milletin mensupları birbirlerinden neden bu kadar nefret eder hale geldi de en ufak bir kıvılcımda birbirimizin boğazına sarılıyoruz?

Hiçbir inanç, hiçbir yasa size öldürme hakkı vermez. Bu topraklar hoşgörü topraklarıdır; sufilerin canı, yaşam hakkını kutsal saydıkları ve bu anlayışla sevgileri sebil ettikleri bu toprakların insanlarına, şimdi ne oldu da böylesine canice şeyler yapabiliyorlar?

Hani siz Mevlâna’yı severdiniz, hani siz Yunus’un şiirlerini, Hacı Bektaş’ın menkıbelerini okurdunuz ne oldu size?

Bir insan, yıllarca kendine eşlik etmiş, çocuk vermiş, ömrünü paylaşmış bir insanın canına nasıl kıyar? Böyle bir hakkı kendinde nasıl görür?

Cezalar elbette caydırıcı olmalı, en ağır şekilde şiddet suçunu işleyen her ne olursa olsun hatta tehdit aşamasından başlayarak olabilecek en ağır cezalar verilmesi elbette gerekli. Ya eğitim, medeniyet?

“Ya benimsin ya toprağın” mantığıyla büyüyen, “ben her şeyi yaparım” diyebilen, dahası kendini evrenin merkezi sanıp bunu kendinde hak olarak gören bir nesli yetiştiren de biz değil miyiz?

“Ben yapmadım oğlum yapsın”, “ben görmedim kızım görsün” diyerek el bebek, gül bebek yetişerek, sanattan, edebiyattan, kültürden yoksun bir gençlik, bir dönem sonra şımarıklığın zirvelerinde dolaşan bir anlayışa sahip olmuyor mu?

Bu insanlar bizim toplumumuzdan çıktıklarına göre nedenlerini de kendimizde aramamız gerekiyor.

Peki, bu gerçekle Türk toplumu yüzleşmeye ne zaman başlayacak dersiniz?

21. yüzyıl Türkiye’sinin insanları; daha uygar, insan haklarına, kişilik haklarına, yaşam haklarına saygılı, kültürlü, sanattan, edebiyattan konuşan, yasalara saygılı, özgür bilinçli yurttaşlar olması gerekmiyor mu?

Çevrenize lütfen bir bakınız; kaçta kaçımız bu haldeyiz?

  

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

sanalbasin.com üyesidir