Domaateess....
NAZMİ SIRIT

NAZMİ SIRIT

Domaateess....

19 Şubat 2019 - 21:17 - Güncelleme: 20 Şubat 2019 - 00:09

Son günlerde manşetlerden hiç düşmeyen, kelime haznemize dahil ettiğimiz yeni bir siyasi jargonumuz var...

Ayar vermek...

Ayar çekmek...

İşaret parmağı kullanılarak bak haa! 

Karışmam sonra!

Diyerek ikaz eder biçimde efelenerek sarfedilen sözler......

Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanımız Sayın Berat Albayrak'ın düzenlediği basın toplantısında sebze ve meyve fiatlarındaki anormal  artışlara feryadı figan eden halkımızın muhalefetinden çok etkilemiş olacaklar ki!

Toplumda oluşan büyük infiali aile büyüklerinden esinlenip, ayar vererek düşürmek istemesi sanırım dikkatlerinizden kaçmamıştır.

Uysada olur...

Uymasada olur...

Kabili sarfettiģi bu ekonomik bir değeri olmayan içi boş sözlerinin altı doldurulamadığı için sonuçlarının ne olacağı piyasalarda merakla beklenmektedir... 

Öyle ya; sayın bakanın kastettiği şey sonuçta saat ayarı değilki, zembereğine dokunarak düzelsin...! 

Kime nasıl bir ayar vereceği de zaten bilinmemektedir...

Herşeyden önce ekonomik realitelerin hilafında fahiş fiyat artışlarını sopa göstererek düşürmeye kalkışmak, fiatlara narh vurmak, olsa olsa ancak bir aldatmaca ve günü kurtarma olur ...

Öyle birşeyki!

Düş deyince düşmezler...

Çık deyince çıkmazlar...

Sonuçta emir komutayla hareket etmez bu meretler...

Velevki hadi birini paçasından tuttun, çektin indirdin... 

Peki ya  diğerlerini ne yapacaksın ?

Piyasalar iğneden ipliğe tozu dumana katarak öyle bir gidiyorki!

Tutana aşk olsun..

Bu durumda hangi birine ne deyip de ne ayarı çekeceksin, hepsi tam bir muamma...

Bir de adına serbest pazar ekonomisi dediğimiz bu sistemde, devletin, üretimi ve verimliliği artırmak için yapacağı şeyler belliyken, başta enerji maliyetleri ve tarımdaki girdi fiyatlarını aşağı çekmek en doğru yol olarak gözükürken...

Bunun tam tersine devlet gücü kullanılarak, zabıta marifetiyle toptancı hallerine baskınlar yapmak, nahoş hadiselere sebebiyet vermek ve koskoca bir camiayı töhmet altında bırakarak, hal esnafıyla çatışmaya girmek acaba doğru bir davranış mıdır?...

Sonuçta 1991 sonrasında eski Sovyetler Birliği rejimiyle birlikte yıkılan Berlin duvarının altında kaldığını düşündüğümüz, devlet eliyle ticaret yapma anlayışını hortlatmak ve belediyelerin açtığı tanzim satış çadırlarında sebze meyve satarak, arz, talep, fiyat dengesini kurmak düşüncesi istihzayla karşılanan popülist kriz yönetme biçimidir...

Benzetmemi hoş görün ama hükümetin kabzımallığa soyunma hali bana birden Şener Şen'in ünlü klasiği Züğürt ağa filmini hatırlatıverdi...

Günümüze uyarlanacak, ders çıkartılacak müthiş benzerlikler ve esntantaneler var bu filmde...

Her işi yapacağını zanneden ama hiç bir işi beceremeyip ağzına yüzüne bulaştıran, çevresine toplanan yalakaların, goygoycuların ve şakşakçıların dolmuşuna binip güreşmeye soyunan, kıspetini kaptırdığı rakibi karşısında gülünç durumlara düşerek, paça kazık tuş olan... 

Yanında çalıştırdığı marabalar tarafından soyup soğana çevrildikten sonra ata yurdu Haraptar Köyünü yok pahasına satıp savarak, taşı toprağı altın dedikleri İstanbul sevdasına düşen ne yazık ki (!) burada da işleri bir türlü rast gitmeyen ve nihayetinde eski üskü sahip olduğu kamyonetinin kasasında, sokak aralarında domates satmaya karar veren, megafondan kısık sesiyle "domaaateees,domaaateees" diyerek başladığı bu işinde de zabıtaların aracına el koyması ve domateslerin güneş altında salçalaşarak ziyan olması sonucu hayal kırıklığı yaşayan
Züğürt Ağanın artık tek bir şansı kalmıştır.

O da; ağalığının nişanesi olarak görünen körüklü çizmelerinin satılmasına sıranın gelmiş olmasıdır..

Haraç mezat eskiciye bıraktığı, gözü gibi sakındığı çizmelerinden elde ettiği üç kuruş sermayeyle en iyi becereceği iş olan çiğ köfte işine sarılmakta bulur son çareyi...  

Filmin final bölümünde Züğürt Ağa aradığı huzuru elde etmenin mutluluğuyla..

Ayağında şıbıdık terlikleri, omuzunda bir eliyle sıkı sıkıya tuttuğu çiğ köfte dizili tepsisiyle umuda doğru çıktığı yolculukla biter bu müthiş film...

Kıssadan hisse hepimizin buğulu gözlerle izlediğimiz bu filmden günümüze uyarlayarak çıkaracağımız önemli dersler şunlardır...  

* Ekonminin yüksek ateşi son sürat piyasaları kasıp kavurmaya devam etmektedir ve ateş bacayı sarmaktadır...

* Yükselen patlıcan, biber fiatlarına ayar çekerek çözülemeyeceği gibi Sayın Cumhurbaşkanının açıkladığı şekilde mermi fiatlarıyla domates fiatları karşılaştırılarak hiç çözülemez ...

*Hükümet çevreleri bilhassa duysun ki (!) piyasalarda gayri memnunlar ve Züğürt Ağalar hızla artmaktadır...

*Mutfaktaki yangın büyüyerek devam etmekte, tencere, tava sesleri gittikçe yükseltmektedir. Bu durum yaklaşan mahalli seçimler öncesinde hükümete ciddi bir ikaz niteliğinde olup mutlaka acil tedbirler alınmalıdır... 

*Ekonomi yönetimi ve enflasyonla mücadele tecrübe isteyen liyakat ve ehliyet gerektiren hayati öneme haiz fevkalade ciddi konulardır...

Palyatif, sadece günü kurtarıcı tedbirler yerine, köklü ve kalıcı projelere acilen ihtiyaç vardır..

*Hiç kimse çıraklığını ve ihtisasını yapmadığı işlere asla bulaşmamalı, modern devlet anlayışının gereği adalet, eğitim ve sağlık hizmetlerine dört elle sarılmalı ve inancımızın da gereği emanet mutlaka ehil ellere teslim edilmelidir...

Kalın sağlıcakla...

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar

sanalbasin.com üyesidir