Reklam
Ne yazayım, hangisini yazayım?.
BÜLENT EŞMEKAYA

BÜLENT EŞMEKAYA

Ne yazayım, hangisini yazayım?.

15 Ocak 2019 - 09:07 - Güncelleme: 16 Ocak 2019 - 00:07

Yaz dediler…

Düşündüm de ne yazayım. O kadar çok şey var ki yazacak, hangisini yazsam diğerleri gönül koyar. İşsizlik, geçim sıkıntısı, sokulduğu girdaptan bir türlü kurtulamayan/ kurtarılımayan ekonomi, kadınlara, çocuklara, hayvanlara yapılan vahşetler, tecavüzler, cinayetler, geçim sıkıntısından dolayı yaşamlarına son verenler, sokaklar da birbirlerine saldıranlar, vuranlar, halkın çektiği sıkıntılara rağmen kişisel ve kitlesel rant peşine düşmüş siyasetçiler, tüm aksayan ve eksik yanlarına rağmen var olan yasaları hakkıyla hukukuyla işletemeyen hukukçular, doğruları yazmaktansa sırtını bir yerlere dayayıp paraya ve güce köle olmuş gazeteciler.

Kaynaklar doğruysa ülkeden umudunu kesmiş veya başka bir nedenle milyon dolarlarını alıp başka ülkelere göç edenler, ülkesin de kalsa çok fayda ve ülkenin üretimine katkı sağlayacak ama umutsuzluktan veya mali nedenlerle yurt dışına göç eden genç beyinler. Her geçen gün artan enflasyona bağlı alım gücün de zayıflama nedeniyle yoksullaşma. Fırsatları alavereyle dalavereyle kendine yontup sınır tanımayan zenginleşmeler.

Orta doğu da düştüğümüz kıskaçtan kurtulmak için doğru ve sağlıklı politik süreçler üretilememesi. Bütün bu sıkıntıları, bunalımları ortadan kaldıracak sağlıklı ve çözüm içeren politikaların yaşama geçmemesi veya geçirilememesi, çözüm önerilerine siyasal rekabetten ve ranttan dolayı sırtlarını çevirenler.

Saymakla bitmeyecek ağlanası bir memleket hikâyeleri. Şimdi söyleyin bakalım, ne yazayım, hangisini yazayım. Dedim ya hangisini yazsam diğerlerinin gönlü kalır. Diğer yandan yazmak, okumak ve ifade etmek düşünmenin ve sorgulamanın ürünleridir.

Düşünmenin terk edildiği ve ifadenin suç sayıldığının dile getirildiği bir yer de hangisi yazılsın, hangisi okunsun da özgür bir ifade edilişle bir devinim yaratsın ve bir işe yarayacak katkı sağlasın. Konuşmak kadar dinlemekte düşünme kapasitesinin bir ürünüdür, kimsenin kimseyi dinlemediği, empati ve sempati duygularını ve yeteneğini yitirmiş bir toplumun, girdiği karanlık tünelde gördüğü ışık, sandıkları ve yanıldıkları gibi çıkış ışığı değil ancak son hızla üzerlerine gelen trenin ışığıdır. Birlikte yaşamanın sorumluluğunu yitirmiş toplum da dağılmaya mahkûmdur…

Bura da kişi ve kurumları yargılamak değil amacım, benim savaşım ve karşı çıkışım ülkemiz dahil tüm dünyayı savaşlar ve sömürüsüyle yaşanmaz hale getiren vahşi kapitalizmedir. Bu ülke ve bu ülkenin insanları bu kadar acıyı ve sıkıntıyı hak etmiyor. Güzellikler olsa da kötülükler ağır basıyor ve güzellikler bu baskı altın da göze görünmüyor ve kayboluyor.

Bu yüzden ülkenin siyaset üreten güçlerinin, bir umut, amasız ve fakatsız omuz omuza verip çözüm üretmeleri için hiçbir şeye geç kalınmış değildir. Bu ülke bizim/hepimizin, bu ülke de, yaşam da bizim/hepimizindir. Uzun zamandır terk ettiğimiz yüreklerimize el atıp çözmekte bizim/hepimizin asli görevidir. Merak etmeyin böyle yapmakla hiçbir değerinizi kaybetmez aksine değerlerinize sahip çıkacak güce sahip olursunuz…

Bu ülke ve bu yaşam bizim tapulu malımız değil, bir düşünürün de söylediği gibi; Bizden öncekilerden aldığımız ve bizden sonrakilere ödeyeceğimiz bir borçtur. Çocuklarımıza üreten, güçlü, mutlu bir gelecek bırakmak keyfimiz değil bir zorunluluğumuzdur…

Yaşanılası bir ülke ve dünyaya kavuşmak umuduyla esen kalın…

 

                                                                                                    

 

Son Yazılar

sanalbasin.com üyesidir